sertap ın yorumundan önce dinlemiş olma şansı. calegora, sen nasıl adamsın!
(calegora dan sonra sertap ı dinlemek daha tad ' lı, http://www.dailymotion.com/video/xf3cve_sertab-erener-bir-damla-gozlerimde_music)
* * *
bir yandan tv izlerken aklıma geldi.
haldun dormen tiyatrosunda ayşen gruda nın bir workshop una koşmaya meyleymiştim. haftasonu çıkıyordum, istanbulda iki gün, ptesi sabah tekrar ankaradaydım. 'otel var mıydı?' 'yok muydu?' 'otel oraya yakın mıydı?' 'bulurum mu idi?' 'iyi, giderdim de, gittiğim yerde kendimi bulur muydum?' 'var mıydı gerek, gereğe ne gerek vardı?' soru çoktu. ordaydım burdaydım. sonra şununla buluşmam lazımdı. ama oraya gidersem bu nolucaktı. kaldı. onlar, ah didemsiz yapamayız demediler, ben didemle ankarada, takıldık.
sonraki haftasonlarından birinde, belki ayşen hocanın kaçırılmışlığından; istanbula gitmeye karar verdiğim gecenin sabahı hiç düşünmemiştim ne yaparım diye. amaaann, hallederim demek güzel şeydi; derdim, dedim, severim. sabah simitçide kahvaltı, sıcak çay oh mis. perfetto! impeccable!
mor çatının gönüllü eğitim atölyesi vardı; cevahir, sosyal sorumluluk sahibi bir gençtim. haftasonum boştu, istanbul güzeldi. deniz kokusu burnumda esiyordu. sora sora ohooo insan mevlasını bulur da hal hatır beyanında bile bulunurdu. bu cümlede işi espriye vuruşum, sonraki cümlelerin ağırlığının içime oturmasını istemeyişimden. mor çatıya gittim, çoook yardımda bulunacaktım, hazırdım, buyrundum. konuşuyorlardı, kalabalık sayılmazdı; ama televizyondan farklıydı. anlattıkları, uzak bir akrabadan, teyzenin komşusundan dinlemeye benzemiyordu. sigara molası verildi, hava çok sıcaktı, çok uzun süre oturulmuyordu. mola bittiğinde, geri dönüp konuşmaya devam ettiler; didemsiz konuşmaya devam edemeyiz diyecek halleri yoktu ya; devam ettiler.ben yan apartmanın kapısında kaldım. dünya, farklıydı. benim konuştuğum, soluduğum hava; onlarınkine benzemiyordu. yanımda yürümüyordu onlar, benim derimin çizgileri, meğer, bildiğimden keskin sınırlardı.
istanbul gezim erken bitti. onların adlarını hatırlamıyorum. benim adımı hiç duymadılar, daha o fasıla geçilmemişti. ben, ilk molada kaçan gençtim.
dönünce anlatmadım kimseye; haftasonu morçatıdaydım demek, wayy dı, ah ne düşünceli kızdı, sensitive sensible oluşumun beyanıydı. ohoo siz kafedeydiniz, ben dünyayı kurtarıyorumdu. ya da değildi. ama söylemedim kimseye. niye bu kadar etkilendiğimi anlamaya çalıştım uzun bir süre. halbuki 23 yıl boyunca hiç şiddet görmemiştim. sadece, ağır geldiğinden emindim. mevzu, gerçekten de 'hiç' böyle bir 'şiddet' görmeyişimdi.
bilmiyordum.
gözleri kaçırmadan çaresizliğe bakmak, cesaret istiyordu.
bir kadının yüzündeki yara izi, sizin dizinizdeki kana hiç benzemiyordu.
yüzünde omzunda gördüğünüz mor, retinanızın tanıdığı bir renk değildi.
sonra, zihniniz kanıyordu 'insan'dan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder